SICAK KONU - Komple Teorileri | Polis Forum

SICAK KONU Komple Teorileri

batu1283 28 Kasım 2016

  1. batu1283

    batu1283 1.Sınıf Emniyet Müdürü

    1.719
    1.082
    0
    İletişimin bu kadar kolaylaştığı zamanda ,Toplulukları yönlendirme çalışmalarında artmıştır.Bilindiği ismi ile algı operasyon ları:) Meslektaşlarım bu konuya haizdir ve kendince fikirleri mutlaka vardır . Bu konuyu hem paylaşım yapmak hemde farketmediğimiz veya farkettirilmediğimiz konularda arkadaşlardan bilgi sahibi olmak .

    VFD 600 www.polisforum.net mobil uygulaması ile gönderildi.
     
  2. batu1283

    batu1283 1.Sınıf Emniyet Müdürü

    1.719
    1.082
    0
    İlk konu bugün gazetelerde okuduğum ama uç sene önce hiç bir veriye ulaşamadığım Aytunç Altındağ ın ölümü. Bir insanda 12 kanser türünün aynı anda çıkma ihtimali nedir? Yazar en son hangi konuyu araştırıyordu ?

    VFD 600 www.polisforum.net mobil uygulaması ile gönderildi.
     
  3. batu1283

    batu1283 1.Sınıf Emniyet Müdürü

    1.719
    1.082
    0
    [MEDIA=youtube]REJcCQDXkRI[/MEDIA] Sayın Cumhurbaşkanımız bu konuşmada geçen şefaat unsurunu en son Polis Akedemisi konuşmasında değinmişti bu programın yayın tarihi ise 2005
     
  4. batu1283

    batu1283 1.Sınıf Emniyet Müdürü

    1.719
    1.082
    0
    Kanser hücresi bulaştırılarak öldürülen Araştırmacı Yazar Aytunç Altındal’ın en yakınındaki isimlerden birisinin FETÖ’cü olduğu ortaya çıktı. Aytunç Altındal’ın ölümünün üzerindeki sır perdesi FETÖ soruşturmaları kapsamında gözaltına alınan 30 yıllık Jandarma İstihbaratçı İ.Ç’nin itiraflarıyla aralanıyor.

    ANİDEN KANSER OLDU

    Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü darbe soruşturması kapsamında konuşan istihbaratçı İ.Ç, ifadesinde Altındal’ın yardımcısı B.Ş olduğunu ve İstanbul’da görevliyken FETÖ ile irtibatlarını onun üzerinden sağladığını söyledi. Vefatından kısa bir süre önce yaptırdığı sağlık taramasından sapasağlam olmasına rağmen bir ay sonra birden bire tüm vücudunu kanser hücrelerinin sardığını anlatan Altındal ise, Fransa’da yaptırdığı tetkiklerde doktorların kendisine kanser enjekte edildiği bilgisi verdiğini söylemişti. İ.Ç’nin verdiği bilgilerden sonra polis Altındal’ın ölümüyle ilgisi üzerinde durulan B.Ş’nin peşine düştü.Ünlü Araştırmacı-yazar Aytunç Altındal’ın vefatı, FETÖ iddianamesine de şüpheli ölüm olarak geçmişti. İzmir’de FETÖ’ye finansal destek sağlanmasına yönelik hazırlanan iddianamede, örgüt aleyhine kitap yazan Necip Hablemitoğlu, Haydar Meriç ve Aytunç Altındal gibi gazeteci yazarların şüpheli ölümlerine de yer verilmiş ve FETÖ işaret edilmişti.Üç yıl önce hayatını kaybeden Aytunç Altındal, iki kez istihbarat örgütleri tarafından öldürülmek istendiğini dile getirmişti. Altındal, Kasım 2013’te vefat ettikten sonra evindeki birçok gizli belgenin de kaybolduğu ortaya çıkmıştı. FETÖ itirafçısı İ.Ç, 2005 yılında İstanbul Balmumcu Jandarma Bölge Komutanlığında görevdeyken İstihbarat Şube Müdürlüğünde aşırı sağ faaliyetler değerlendirme analiz astsubaylığı yaptığını bunu için Aytuç Altındal’ın yanına giderek tanıştıklarını söyledi.

    YARDIMCISI FETÖ’CÜ

    Dönemin Jandarma Bölge Komutanı Halil Helvacı’dan Hristiyanlık mezhepleri ile ilgili aldıkları bir görev için iki astsubayla birlikte Aytunç Altındal’ın yanına gittiklerini söyleyen İ.Ç, “İstanbul’da bu Altındal’ın yanına gittik bize Hristiyanlıkla ilgili kitap verdi. Yardımcısı olarak bildiğim B.Ş isimli kişiyle tanıştım. Sonrasında ben bu ofise tek gidip gelmeye başladım. Tek gittiğim dönemde Altındal’ın asistanı olan B.Ş bana ‘gel bir pastanede çay içelim’ dedi. Gülen cemaatinden olduğunu söyledi. B.Ş bana ‘Askerin hizmete bakışı nasıl, hükümete bakışı nasıl’ şeklinde sorular sordu ve ‘ara ara buluşalım konuşalım’ dedi. Bu şekilde ilk etapta pastanelerde buluşuyorduk, sonrasında evine davet etti. Hocaefendinin günlük değerlendirmelerine dair kısa videolar izliyorduk. Bana eski bir telefon verdi ‘bu telefonu sadece sen kullan ve benimle irtibatında kullan kimse bilmesin’ dedi. Bu telefonla bana mesajlar atıyordu” dedi. İtirafçı İ.Ç; Aytunç Altındal’ın asistanlığını yapan B.Ş’nin, Ergenekon soruşturması sürecinde de üst düzey komutanlarla ilgili bilgiler istediğini söyledi.

    BANA KANSER BULAŞTIRILDI

    Aytunç Altundal amansız hastalığa yakalandıktan sonra, vefatından kısa bir süre önce verdiği bir röportajda suikaste uğradığını belirterek, “Biyopsiler yapılmıştı. Tertemiz çıkmıştı. İki ay öncesine kadar. Sonra birden bire bir ay içinde bütün vücudum saran bir kanser olayıyla karşılaştık. Buradaki doktorlarda çok şaşırdılar. Yabancı doktorlar Fransa’da Nükleer Tıp diye bilinen bir merkeze gittik. O nükleer tıp merkezi dedi ki burada bir gariplik var. Vücudunuza verilmiş olan bir kanser ilacı olabilir dendi. Kanser olmadığınız halde size kanser ilacı verilerek kanserli hasta yapıyorlar” demişti. Kasım 2013’te vefat eden Altındal’ın evi hem vefatından önce hem de vefatından sonra iki kez soyulmuş ve evindeki bir takım önemli belgeler çalınmıştı. Altındal evinin Fetullahçılar tarafından soyulduğunu da açıklamıştı.

    KIZI: 15 GÜNDE BİTTİ

    Kızı Yonca Bayrak, “Babamın ölümü ile ilgili büyük kuşkularımız var. Aniden akciğer kanseri teşhisi konuldu. Hastalık 15 gün içinde 4. evreye geçti. Zehirlenme şüphesi ile ölümünün araştırılması için suç duyurusunda bulunacağız” diye konuşmuştu
     
  5. batu1283

    batu1283 1.Sınıf Emniyet Müdürü

    1.719
    1.082
    0
    VE FETHULLAH GÜLEN GİZLİ KARDİNALMİYDİ? BU UZUN YAZIYI DİKKATLİCE OKURSANIZ TÜRKİYEYE ASIL TEHLİKENİN ASIL TEHTİDİN NERDEN GELEBİLECEĞİNİ GÖRMÜŞ VE ÖĞRENMİŞ OLACAKSINIZ….
    Gazeteci Yazar Aytunç Altındal ayni zamanda Gizli İdolojileri yayınlayan Kitaplarıyla çok konuşulan özellikle Tapınak şövalyeleri İllüminati ve diğer GİZLİ LOBİLERİN GERÇEK NİYETİNİ KİTAPLARIYLA AÇIKLAYAN BİR YAZARDI TV PROGRAMLARINDA EVİNE GİREN KARANLIK GÜÇLER TARAFINDAN BİLGİ VE BELGELERİ YAKANLARIN KİMLER OLDUĞUNU OKYANUS ÖTESİNDEN DİYE BELİRTEREK AÇIKLAMALARDA BULUNMUŞTU, AYRICA altındalın bilderberg gizli toplantılarında neler konuşulduğunu lobilerin türkiye için neler planladıklarını gözler önüne seriyordu,

    HASTALIK BİR ANDA ÇIKTI VE…

    Daha önce de istihbarat örgütleri tarafından 2 kez öldürülmek istendiğini açıklayan Altındal, Alp Dağları’nın eteklerindeki bir evde kalıyordu. Altındal esrarengiz hastalığıyla ilgili o gün ilk kez konuşmuş ve şu kuşkularını paylaşmıştı;

    -”Biyopsiler yapılmıştı, iki ay öncesine kadar tertemiz çıkmıştı. Sonra bir ay içinde bütün vücudumu saran kanserle karşılaştık. Doktorlar çok şaşırdı. Nükleer tıp merkezi bunda bir gariplik var. Vücudunuza kanser ilacı verilmiş olabilir dediler. Doktorlar böyle bir tertip var mı onu araştırıyor. Ama bütün belirtiler bir tertipi gösteriyor.”

    Aytunç Altındal ve Hayri Kozakçıoğlu neden öldürüldüler.
    Aytunç Altındal’ın dinler konusunda uzman ve Vatikan ile de yeteri kadar ilişkileri olan dünya çapında dinler ve dini cemaatler konusunda çok şey bilen uluslar arası ilişkileri çok güçlü olduğu ve konusundaki uzmanlığı yüzünden vazgeçilmesi zor bir kişi olduğu için kimsenin kendisine dokunmanın faturasını ödemeye yanaşmak istememesine rağmen durduk yerde öldürülmesinin. Türkiye’ye daha önceden tasarlanıp uygulanması planlandığı anlaşılan ve Gezi Parkı ile başlayan büyük bir operasyonlar zinciri onların ortadan kaldırılmalarını mı gerektiriyordu acaba? Bunlar bana hiç de tesadüf gibi görünmüyor. Hayri Kozakçıoğlu ise Diyarbakır da valiler üstü olağanüstü hal bölge valiliği yaparken pek çok şeye şahit ve vakıf olan birisi idi. Günümüz de ülkemize Gülen cemaati üzerinden uygulanan uluslararası operasyonun bir ayağıda Türkiye’nin başlattığı barış süreci ile Batılıların elinden Kürt meselesi ve PKK kartlarını almasının önemli rolü olduğu açıktır. Bu konularda ve doğudaki dini faaliyetler ile arkasındaki farklı ülkelerin ajanları amaçları konusunda çok şey bilen ve Türkiye’ye yapılmış ve yapılacak operasyonlarda önemli bilgileri ile önleyici bilgiler verebilecek bu iki kişinin ve belki adlarını bilmediğimiz bir şekilde ortadan kaldırılmış ya da kaldırılması muhtemel kişiler açısından da bu konu bu açıdan da yeniden ele alınıp incelenmelidir diye düşünüyorum. Cemaatin işi riyakarca sevgi ve takdir ile, olmazsa yalvarıp yakarma ve ajitasyonla, olmazsa tehditle baskı ile o da olmazsa kumpas kurup ayılmak isteyeni suçlayıp ceza verdirmek, şiddet ve cebirle başkalarına örnek yaparak mafya sistemi ile işlerini Amerika da ki mafyaların yöntemlerini kullanarak yürüttükleri anlaşılmaktadır.
    Bence bu alt kademelerde böyle yapanların ya zirvelerde nasıl çalışıyorlar acaba diye düşünmekte yarar vardır. 17 Aralık öncesi Aytunç Altındal ile Olağan üstü hal bölge valiliği de yapan ve çok şey bilen Hayri Kozakçıoğlu’nun ortadan kaldırılmaları tesadüf mü acaba. Bu ikisi de Fethullah Gülen ve uluslar arası istihbarat ve operasyon örgütleri ile Gülen teşkilatı gibi taşeronlar konusunda ve dinler arası gizli ilişkiler konularında, ayrıca, Aytunç Altındal’ın subluminal yayınlardan gizemli ilişkiler, bilinç altı konularına kadar çok şey bilen kişiler oluşları dikkate alınarak düşünülmelidir. Her ikisi de Hasan Sabbah’ın Haşhaşinlerinden farkı olmayan Gülen Haşhaşinleri ve ya Gülen cemaatinin Truva atı olarak kullanıldığı yabancı ajanlarca gerçekleştirilmiş olması ihtimali de dikkate alınmalıdır diye düşünüyorum.
    Aşağıdaki yazı Cemaatin nasıl çalıştığını göstermesi açısından küçük bir örnektir.
    A.D.Şimşek

    ‘Altındal’ı Tapınak Şövalyeleri zehirledi’

    Gazeteci, yazar ve araştırmacı Aytunç Altındal’ın ölümü ardından iddialar sürüyor. Dün toprağa verilen Altındal’ın en yakın arkadaşı çarpıcı açıklamalarda bulundu. Can güvenliği nedeniyle adının açıklanmasını istemeyen Altındal’ın arkadaşı, “Aytunç’u Tapınak Şövalyeleri’nin ölüm timi öldürdü” dedi ve şok iddialarda bulundu:

    5 YILDIR TEHDİT EDİLİYORDU

    “Aytunç İstanbul’da değil, Lozan’da zehirlendi. Kendisinin, Türkiye üzerine oynanan çeşitli planları araştırmasından rahatsızlık duyan ülkeler ve gizli servisler vardı. Aytunç, Lozan, Montrö ve Nişantaşı’nda hep aynı kafelere gidiyordu. Eşi sürekli kendisini farklı yerlere gitmesi konusunda uyarıyordu. Çünkü 5 yıldan beri tehditler alıyordu. Aytunç’un evi de yıllardan beri üzerinde çalıştığı ve araştırmasını yaptığı Lozan’da bulunan Tapınak Şövalyeleri’nin karargahının çok yakınındaydı. Bir gün bana ‘Benim yemeğime kanser yapıcı madde kattılar’ dedi. Bu maddenin Polonyum 213 olduğunu düşünüyorum. Yani arkasında hiçbir iz bırakmayan bir zehir. Otopside de çıkmıyor. Verildiği kişiyi kanser yapıp kısa süre içinde öldürüyor. Polonyum 213′ü Aytunç’un yemeğine katanın Tapınak Şövalyeleri’nin ölüm timi olduğuna inanıyorum.”

    TEDAVİSİ DE KUŞKULU

    Son anına kadar Altındal’ın yanında olduğunu anlatan arkadaşı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Aytunç bu durumu araştırdı. Radyoterapi sırasında aşırı ışın verilerek zehirin daha da güçlendirildiğini söyledi. Kanserin ilk evresinde iken 15 gün içinde 4′üncü evresine geçmesini de kendisi bu duruma bağladı.”

    SAÇ VE KAN ÖRNEĞİ ALINDI

    Eşinin vefatı öncesi ensesinden saç ve kan örnekleri aldığını söyleyen Dr. Naciye Selin Şenocak Altındal, “Aytunç’un zehirlenmiş olabileceğini doktorları da ifade etti. Elimdeki örneklerin sonuçlarını bekleyeceğim” dedi. Aytunç Altındal’n kızı Yonca Bayrak da, babasının ölümünün şüpheli olduğunu belirterek, “Ölümünü araştıracağız” diye konuştu.

    TOPBAŞ’TAN KOMPLO VURGUSU

    İş, siyaset ve sanat dünyasından çok sayıda ünlü ismin katıldığı cenaze töreni sonrası Aytunç Altındal, Karacaahmet Mezarlığı’nda tekbirlerle toprağa verildi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Altındal’ın farklı bir yazar olduğunu, ‘komplo teorisyeni’ olarak bilindiğini söyledi.

    KADERLERİ BENZEDİ

    Polonyum 213 adlı radyoaktif madde daha önce birçok ünlü siyasetçi ile anıldı. Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez’in Polonyum 213, Filistin’in efsanevi lideri Yaser Arafat ve Rus gizli servis ajanı Aleksandr Litvinenko’nun ise Polonyum 210 adlı zehirle öldürüldüğü iddia edildi. Aytunç Altındal’ın yakın arkadaşı da, ünlü yazarın son günlerinde tıpkı Chavez ve Arafat’a benzediğini vurguladı. “Aytunç’a kanser yapıcı Polonyum 213 maddesi verildiği çok belliydi” diyen arkadaşı, “Ölümündeki sır perdesinin en kısa sürede kaldırılması için çalışacağım. O da suikaste kurban gitti. Saç ve kan örneklerinin sonuç vereceğine inanıyorum” şeklinde konuştu.
    Gizli Kardinal, Yeni Türkiye’den rahatsız mı?
    2004 yılından itibaren konuşulan ve Papa tarafından Gizli Kardinal ilan edilen kişinin gizemli varlığı bugünlerde yine gündemde.

    GİZLİ KARDİNAL YENİ TÜRKİYEDEN RAHATSIZMI ?
    Gizli Kardinal kime denir?
    2. Papa Jean Paul’ün ölmeden evvel Papa sessiz sedasız bir atama yaptı. 21 Şubat 1998 tarihinde resmiyet kazanarak yürürlüğe giren bu atama olayı ile Kardinaller Koleji’ne (Vatikan’ın senatosu) 20 yeni kardinal daha atandı. Böylece Papa’nın ölümünden sonra yapılacak olan seçimde oy kullanma hakkına sahip olan kardinal sayısı 122′ye yükseltildi. (Gerçekte 166 kardinal var. Bunlardan 80 yaşının üstündekiler oy kullanamıyorlar). Bu noktaya kadar kafaları karıştıracak herhangi bir durum söz konusu değildi. Ancak 2. Papa Jean Paul, sadece 20 yeni kardinali daha atamakla kalmamış, aynı zamanda bir asırdır uygulanmayan bir hakkını da bu atamalar sırasında kullanmıştı. “In Pectore” olarak da bilinen “gizli kardinal atama” hakkını da Papa, başka bir dine mensup olan birini, kilisenin bağrına bastığı kişi olarak ilan ederek, kardinal yapmıştı.

    Başka bir dinden olan bu kişi, kendi dinine mensup görünerek, güven toplayacak, kendi çevresini ve destekçilerini oluşturacak, daha sonra da bu gücünü mensubu olduğu dinin Hıristiyanlık’a hizmet etmesi için kullanacaktı.

    2. Papa Jean Paul’ün seçtiği iki kardinalden birinin Çin Halk Cumhuriyeti’ndeki bir din adamı olduğu tahmin edilirken diğerinin de Orta Doğu’dan Müslüman bir lider, kral veya bir din adamı olduğu varsayılıyor.

    Bu da, Müslüman olan ve modern İslam anlayışının oluşturulup, aynı Gezi Olayları sonrasında çıkıp Müslümanları da kendi içerisinde sınıflandırmaya giden Antikapitalist Müslüman grupları gibi, dinin kendine has kurallarını küresel hedefler dahilinde eriterek, Müslümanlığın temellerini sarsarken, kilisenin bağrına bastığı bir din ajanı olarak, Hıristiyanlık dinine hizmet edilmesi anlamına geliyor. Daha basit bir ifade ile aslında seçilen gizli kardinalin küresel ekonomi ve güçlere hizmet etmek için dini kullandığını ya da kullanacağını işaret ediyor.

    Gizli Kardinal’in yeniden gündeme gelme nedeni ne olabilir?
    Son dönemde yaşanan operasyonlar ve kendi ayakları üzerinde durabilen bir Yeni Türkiye oluşumundan rahatsız olan dış güçlerin, ekonominin Avrasya’ya kayması ve Türkiye’nin enerji geçişleri açısından önemli bir role sahip olması nedeniyle hükümet hedefinde Türkiye’yi güçsüzleştirme ve yeniden kendine bağımlı haline getirme politikasına girmiş olduğunu göstermektedir. Bu durumda bu güçleri destekleyenlerin de, arkasında gizli çıkar ilişkileri olduğu akla gelmektedir. Aytunç Altındal da çalışmalarında bu kişinin Müslümanlar’ın içinden çıkabileceğinden ve bunun bir tehlike olduğundan, herkesin de bu tehlikenin farkına varması gerektiğinden ve söylenilenlere aldanılmaması gerektiğinden bahsetmiştir.

    Yolsuzluk ve rüşvet operasyonun bir ucu ABD ve İsrail’deki ‘istihbarat örgütleri’ne, diğer ucu da Hıristiyan dünyasının kalbi Vatikan’a dayanıyor. Vatikan’da da, ‘Gizli Müslüman Kardinal’ olduğu gibi, ‘Müslüman Kisveli Gizli Hıristiyanlar’ da bulunduğu da bir gerçek!

    Bu durumda herkes aynaya bakıp şu soruyu sormalı, ya gizli kardinal oyunun bir parçası ise ve Müslümanlık kullanılarak, kardeşlik mesajı verilirken aslında aynı dine mensup olanları karşı karşıya getirip güçsüzleştirmek hesaplanıyorsa?


    Kaynak http://keyzaman.wordpress.com/2014/...olumunde-cia-ve-fetullah-gulen-parmagimi-var/
     
  6. batu1283

    batu1283 1.Sınıf Emniyet Müdürü

    1.719
    1.082
    0
    Bu yazıyı da paylaşarak Aytunç ALTINDAL 'ın ölümü ve yıllar önce bahsettiği bir çok mevzunun yeni yeni gündemde tartışılması ayrıca inanç olarak Hurifilik inancına tabi olması ölümü , araştırmaları irdelenmesi gereken bir durum gibi gözükmekte kendisinin de beyan ettiği gibi En çok Celal BAYAR'ı örnek aldığını ve ondanda ketumluğu öğrendiğini söyleyen bir insan olarak ??????
     
  7. batu1283

    batu1283 1.Sınıf Emniyet Müdürü

    1.719
    1.082
    0
    Hayri KOZAKÇIOĞLU NUN İNTİHAR OLAYI ......
    Bilindiği gibi bir zaman OHAL valiliği yapmış bir isim ve kendisinin mason locasında olduğu gibi bir çok sansasyonel yönü ile de gündeme gelmişti. Fakat en önemli nokta OHAL sürecinde Ohal valisi olarak görev yapması ve o zamanlar meydana gelen olaylar hakkında en fazla bilgiye sahip olacak insan intiharı ve olay hakkında avukatının basın demeci ;


    OHAL eski Valisi Hayri Kozakçıoğlu 23 Mayıs 2013’te İstanbul Sarıyer’deki evinde ölü bulundu. Yapılan incelemede Kozakçıoğlu’nun kapısı kilitli odasında, kalbine sıkılan tek kurşunla hayatını kaybettiği tespit edildi. Savcılık olayın intihar olduğunu açıkladı.

    Ancak Vatan gazetesinden Mert İnan’ın haberine göre, Kozakçıoğlu’nun ölümüyle dün ilginç bir gelişme yaşandı. Savcılığın takipsizlik kararına karşı itiraz dilekçesi veren Kozakçıoğlu ailesinin avukatı Metin Çetinbaş, bazı sorular sıraladı. Avukat Çetinbaş’ın Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’ne yaptığı başvuruda, bu sorular cevaplandırılmayacağı sürece olaya intihar denilemeyeceği belirtildi.


    ODA ANAHTARI NEREDE?


    Avukat Çetinbaş dilekçesinde, önce olayın gerçekleştiği odanın anahtarının kayıp olduğunu bildirdi ve bunun önemini açıkladı: “Rahmetli Hayri Bey’in intihar ettiğine yönelik en büyük delil kapının kilitli olmasıydı. Kapı içeriden kilitlendiyse, içerideki anahtar nerede? İçeride bir anahtar olmadığını tespit ettik. Biz de soruyoruz, bu anahtar nerede? Anahtar yoksa ve sorgulanmadıysa Kozakçıoğlu’nun dosyasının intihar denilerek kapatılmasını hukuki açıdan noksanlık olarak görüyoruz.”


    CİNAYET ARAŞTIRILMADI

    “Gerek Adli Tıp uzmanlarının, gerekse balistik uzmanının raporlarından anlaşıldığı üzere Hayri Kozakçıoğlu’nun ateşli silahla yaralanıp ölmesi olayında cinayet orjini araştırılmamış ve tartışılmamıştır. Bu önemli bir adli noksanlıktır. Kapının içeriden kilitlendiği iddiası yanlıştır. Hayri Bey’in yaşamını yitirdiği odanın ikinci bir anahtarı yoktur. Burada bir yanlış algılama var. Doğru bilgi şu; anahtar yok ve anahtarın bulunması gerekiyor.”


    SİLAHTA PARMAK İZİ YOK

    Çetinbaş, silahla ilgili olarak da soru işaretlerinin olduğunu söyledi: “Olay yerinde bulunan silahta yapılan incelemede parmak izi saptanmadığı gibi DNA kalıntısı da bulunmadı. Bu noktada bu silah temizlendi mi? Ya da başka bir işlem yapıldı? Kozakçıoğlu tarafından intihar için kullanıldıysa parmak izinin ya da DNA kalıntısının olması gerekmez mi?”


    TATİL İÇİN PLAN YAPMIŞ...

    Çetinbaş başka bir konuya daha dikkat çekti: “Bir kişinin intihar etmesi için ya maddi sıkıntısı ya özel sorunu ya da sağlık problemi olması gerekir. Bunların hiçbiri Kozakçıoğlu’nda yok. Olay sabahı mobilya bakmış. Öğleden sonra ise kuracakları iş için ofis bakmışlar. Ertesi gün bu ofislerden birini kiralayacakmış. Ardından da yurt dışına çıkacak, rezervasyonlar bile yapılmış durumda. Bu şartlarda bir kişi niye intihar etsin?”


    AVUKAT: İNTİHAR DEĞİL CİNAYET

    Avukat Metin Çetinbaş, olayın intihar değil cinayet olduğunu iddia etti: “Soruşturmayla ilgili doğrudan intihar algılaması yapılmış. 15 gündür dosyayı inceliyorum. Şahsen bir avukat olarak olayın cinayet olabileceği kanaatine vardım. Kapı kilitlendiyse bu anahtar nerede diye ısrarla sormak istiyorum. Bu konuda açıklama istiyoruz. Bundan sonraki süreçte mahkeme itirazımızı kabul ederse dosya yeniden incelenecek. Kozakçıoğlu’nun ölümü sıradan bir intihar vakası değildir. Anahtar yoksa ve sorgulanmadıysa intihar denilip soruşturmaya son verilmesi noksanlıktır.”
     
  8. wiya

    wiya Komiser

    268
    138
    0
    Bu yazıları gerçekten yazdin mi yoksa kopyalama yapıştır mi .hepsini zor okudum ya bir şeyi merak ettim de devrem ondan soruyorum:)
     
    Çanakkale Geçilmez ve batu1283 bunu beğendi.
  9. batu1283

    batu1283 1.Sınıf Emniyet Müdürü

    1.719
    1.082
    0
    Hepsini yazmadım okuduklarımın arasından mantıklı gelenleri kopyalayıp yapıştırdım.Yani yazdıklarımın on katını okumuşumdur.
     
  10. batu1283

    batu1283 1.Sınıf Emniyet Müdürü

    1.719
    1.082
    0
    Hayri KOZAKÇIOĞLUNUN ölümünde oda kilitli anahtar bulunamadı deniliyor.6 ay sonra çilingir ben odayı açtım açarken kilit arkasında yere düştü diyor.Doktor kızıda ilk ben gördüm kalpten vurulan insanın en az bir iki dakika can çekişmesi lazım ve bu esnada hareket etmesi lazım diyor fakat hareket izi yok battaniyede altında düzgün bir şekilde duruyormuş.iki şahsi korumasına o gün izin vermiş,smith wesson tabancadan çıkan silah sesini kimse duymamış yan odada yattığı söyleyen eşi bile duymamış ve bir sürü çelişki
     
  11. batu1283

    batu1283 1.Sınıf Emniyet Müdürü

    1.719
    1.082
    0
    Yine Aytuğ ALTINDAĞ a dönelim . Onun çeviride bulunduğu Bizanslı kahinin kitabında bahsedilen size de ilginç gelecek bölümünden

    Türk İmparatorluğu'nun Yıkılışına Dair Kehanetler Kitabı
    Aytunç Altındal

    Kitapta yer alan 17 Kehanet ile kişiler ve kimliklerden oluşan 28 Osmanlı tablosu, bakır üzerine işlenmiş ve özgün baskı buradan yapılmıştır. Tam metindir. Fransızca özgün yorum ve tablolar eşliğinde Türkçe çevirileri eklenmiştir.

    'Kehanetler' bölümünde inanılması zor bilgiler iletilmiştir. Hiç kuşkusuz geleceği hiç kimse bilemez ve müminler için geleceği bilebilmek sadece Tanrı'ya mahsustur. Ancak bu 'Kehanetleri' birer prognoz/öngörü olarak değerlendirirsek, kitabın yazıldığı dönemden yüzyıllarca sonra neredeyse bire bir gerçekleşen bu öngörüleri dikkatle incelemek gerektiği açıktır.

    Chalcondyles, belki de canlı tanığı olduğu olaylar nedeniyle öylesine ince ayrıntılara dikkat etmiştir ki, bu dikkati ve gözlemleri günümüzün tarihçilerini şaşırtmaktadır. Örneğin; bir dilencinin veya bir İranlı, Ermeni ya da Arap tüccarın nasıl giyindiğine, belindeki kuşağın nasıl bağlanırsa ne anlama geldiğine varıncaya kadar yazmıştır.

    Çok karmaşık ve değişik olan bu 'Kehanetler' günümüzün Türkiyesi'nde ilgiyle karşılanacaktır.

    Araştırmacı-Yazar Aytunç Altındal, "Türk İmparatorluğu'nun Yıkılışına Dair Kehanetler" adlı kitapta yer alan "Türkiye'nin 11'inci liderinin adı 11 harfli" cümlesinin Abdullah Gül'e işaret ettiğini belirtti ve ekledi: "Kehanetlere göre bu cumhurbaşkanı döneminde Türkiye devasa bir sarsıntı geçirecek"

    BUGÜNE kadar 19 kitap yazan Araştırmacı-Yazar Aytunç Altındal'ın Destek Yayınları'ndan çıkan son kitabı "Türk İmparatorluğu'nun Yıkılışına Dair Kehanetler"de gündemi sallayacak açıklamalar var. Kitap metnini Bizanslı Tarihçi Laonicus Chalcondlyles'in yazdığını, yorumcusunun Fransız Blaise de Vigenere, yayıncısının ise Thomas Artus olduğunu belirten Altındal, kitapta Türkiye Cumhuriyeti'nin 11'inci Cumhurbaşkanının kim olacağı ve Türkiye'nin geleceğine yönelik öngörülerin bulunduğuna dikkat çekti. Gerçekleşmiş kehanetlerinden biri, Mustafa Kemal Atatürk'ün yeni Türk devletinin kurucusu olması sıfatını kazanması olan yüzyıllar öncesinin kahinlerine göre, yeni cumhurbaşkanının ad ve soyadındaki harflerin toplam sayısı 11. Bu da Abdullah Gül olarak yorumlanıyor. Ayrıca devlet, bu cumhurbaşkanı ile çok büyük sıkıntılar yaşayacak. Kehanetlere göre bu durum Batılı devletlerin işine yarayacak.

    İşte Aytunç Altındal'a yönelttiğimiz sorular ve merakla beklenen cevaplar:

    17 kehanet
    Öncelikle "Türk İmparatorluğu'nun Yıkılışına Dair Kehanetler" adlı kitaptaki kehanetler kaç yüzyıl öncesine dayanıyor?

    Kitabın asıl yazarı, 1400'lü yılların Osmanlı Devleti'nin durumuna tanık olmuş Atina doğumlu Bizanslı Tarihçi Laonicus Chalcondyles. 1423'de doğduğu bilinen Chalcondyles'in 1490'da öldüğü varsayılmaktadır. Yaşamı hakkında çok ayrıntılı bilgi olmasa da Doğu Roma İmparatorluk belgeleri, 8'inci John Paleologos tarafından 1446'da Osmanlı Padişahı 2'inci Murat Han'a İstanbul'a uyguladığı kuşatmayı kaldırması için öneri götüren Bizans heyetinde elçi düzeyinde yer aldığını doğrulamaktadır. Kahinin 1453'de İstanbul'un ve 1463'de de Peleponez'in Türkler tarafından fethedilişine bizzat tanıklık ettiği kesindir. Kitap metnini yorumlayan, dünyanın en ünlü şifre yazıcısı olarak kabul edilen Fransız Blaise de VigenËre, yayıncısı ise Arthus Thomas'tır. Kitap, 1630 yılında tamamlanmış. İçinde 17 kehanet ve 28 Osmanlı tablosu var.

    Vigenere ve Thomas hakkında bir araştırma yaptınız mı?
    Kitabı Fransızca'ya çevirmiş olan Vigenere, 5 Nisan 1523'de St. Pourçain köyünde dünyaya gelmiş, 1596'da Paris'te ölmüştür. 17 yaşındayken Kraliyet diplomatik-istihbarat dairesine alınmış ve tam 30 yıl burada görev yapmıştır. Hıristiyanlığın, Protestan ve Katolik olarak ayrıldıkları kilise oturumlarına resmi sıfatla gönderilen en genç sekreterdir. Roma'da tanıştığı o dönemin en ünlü üstadlarından şifre tekniklerini öğrenmiş ve gizli şifre oluşturma yöntemlerini anlatan tek nüshalık el yazması metinlerden yararlanarak günümüzde de kullanılan ve kırılması imkansız sayılan ünlü "Autokey" diye bilinen "de Vigenere" şifresini kurmuştur. Bu çok gizli şifre, özellikle askeri istihbaratta kullanılmıştır. Kilise baskılarından bunalan Artus Thomas'ın ise nerede, ne zaman ve nasıl öldüğü hiçbir zaman bilinememiştir.

    'Osmanlı içerden çökecek'
    Kitabın içinde kehanet olarak yer alan ama gerçekleşen olaylar var mı peki?
    Tabii ki. Kitaptaki öngörülere göre; "Fatih Sultan Mehmet'ten sonraki 16'ncı padişah döneminde Osmanlı Devleti içeriden çökmeye başlayacak ve padişahı kendi tabasından biri devirecektir" deniliyor. Fatih Sultan Mehmet'ten sonraki 16'ıncı padişah 3. Ahmet'tir. 29 Eylül 1930'da-kitabın yayınlanmasından tam 100 yıl sonra-Arnavut ve Hıristiyan asıllı yeniçeri Patrona Halil tarafından tahttan indirilip yok ediliyor ve Osmanlı'nın çöküşü de böyle başlıyor.

    Türkiye Cumhuriyeti devletiyle ilgili kehanetler ne zaman başlıyor?
    Kehanetlerden biri Mustafa Kemal Atatürk'ü işaret ediyor. Kitapta, "Türk İmparatorluğu, 1920'de çökecektir" deniliyor. Gerçekten de 1920'de TBMM kurulunca Osmanlı Devleti yok edilmiş sayılmakta. Bununla da bitmiyor. "Osmanlı'nın çöküş döneminde kendisi Hıristiyan topraklarında yetişen ama Müslüman olan bir prens ve başkomutan ortaya çıkacak. Ancak Hıristiyanlar tarafından hiç dikkate alınmayan bu başkomutan, Türk devletini yeniden kuracak ve Batı'ya yönlendirecektir" öngörüsü yapılmıştır. Bu kişi, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'tür.

    'Prensliklerin birleşmesi'
    Kitapta son dönemde "11'inci cumhurbaşkanı kim olacak" sorusunun cevabı da saklıymış. Yeni cumhurbaşkanı hangi özelliklere sahip?

    Kehanete göre, Türk İmparatorluğu'nun başına geçecek 11'inci kişinin adında 11 harf var. Çok ilginçtir ki, Abdullah Gül'ün ad ve soyadındaki harflerin toplamı da 11.

    Peki 11. Cumhurbaşkanı Türkiye'si nasıl olacak?
    Kitapta "11'inci Prens döneminde Türk devleti, büyük bir sarsıntı yaşayıp yıkılma noktasına gelecektir" öngörüsü var. Ayrıca "Hristiyan Prensliklerin birleşmesi, Türk imparatorluğunun sonunu getirecektir" deniliyor. Bu da benim yorumumca AB'dir.

    Bu kehanet son mu? Türkiye'nin geleceği nasıl şekillenecek?
    Maalesef kahinler, Türk İmparatorluğu'nun 11'inci Prensi'nden sonra Türk devleti yok kabul etmiş. Türkiye ile ilgili kehanetler burada bitiyor. Bu sonuç, çok ciddiye alınmalı.

    "Türk İmparatorluğu'nun Çöküşü"ne dair kehanetleri de kapsayan Laonicus Chalcondyles'in "Kehanetler Kitabı" Aytunç Altındal tarafından yayımlandı.

    Altındal, kitabın önsözünde, geleceği Tanrı'dan başka hiç kimsenin bilemeyeceğini, ancak, "kehanetler"in birer öngörü olarak değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor. 1425 yılında doğup yaklaşık 1490 yılına kadar yaşamış ve hayatının bir bölümünü Konstantinapolis'te (İstanbul) geçirmiş olan Atinalı tarihçi yazarın kitabında yer alan ve gerçekleşen kehanetlerden bazıları şöyle:

    ? Katolik Kilisesi ile İstanbul'daki Ortodoks Kilisesi kardeşçe kucaklaşacaklardır. Bu kucaklaşma, aynı ifadelerle Kasım 2006'da gerçekleşmiştir.

    ? Fatih'ten sonraki 16. padişah döneminde, Osmanlı içerden çökmeye başlayacak ve padişah kendi adamlarınca devrilecektir. 16. padişah III. Ahmet'tir ve Eylül 1730'da Patrona Halil'in başlattığı isyandan sonra yok edilmiştir; kehanet yerini bulmuştur.

    ? Bu dönemde, Tatar Hanı Osmanlı'ya yardım etmeyecektir. Bu da gerçekleşmiştir.
    ? "Üç kez üç yüz yıl ve bir de yirmilik" tarihinde Osmanlı Devleti yok olacaktır. Gerçekten de Türkiye Cumhuriyeti 1920'de kurulmuştur.

    Kehanet gerçekleşti
    İstanbul'u ele geçirecek olan padişahın adı ile teslim edecek olanın adı aynı olacaktır. Her ikisinin adı da "Mehmet"ti. Kehanet doğru çıkmıştır.

    Çok hızlı davranan bir Müslüman prens, Hıristiyanlara fark ettirmeden, Türk Devleti'ni yeniden kuracaktır. Bu prens Atatürk'tür ve kehanet gerçekleşmiştir.

    Gelelim kehanete göre, diğer olacaklara veya Altındal'ın deyimiyle, "öngörü"lere:

    İstanbul'un camileri ve Ayasofya üzerinde haçlar dikilecektir. Bu haçlar, saplanacağı yere silahlı ellerle saplanacaktır. Bu muhteşem şehrin yıkımı gelecektir. Yıkım, sadece orada yaşayanlar sevdiği dini değiştirirse duracak ve şehir lanetten kurtulacaktır. Yıkım adaletsizliklerin en kötülerinin gerçekleştiği bir dönemin ardından olacaktır. Tüm Doğu ülkeleri de Hıristiyanlarca fethedilecektir. Böylece, ölü yaşayan, soyulmuş ve felç olmuş bir yönetim sona erecektir.

    Tesadüf o ki...

    * Önce, Müslüman şeriatı artacaktır. Eğer yedinci seneye kadar kaldırılmazsa, on ikinci seneye kadar buranın hakimi olacaktır. Sonra, Hıristiyan silahlarıyla bir tutsaklık dönemi gelecektir.

    * Türklerin başına geçecek 11. devlet adamı, ülkenin bekasını belirleyecektir. Tesadüf o ki, yakında 11. cumhurbaşkanımızı seçeceğiz.

    Hıristiyan âlemi bu yüzyılı değişim yüzyılı olarak görüyor ve İslam üzerindeki oyunları artırıyor. Bu uğurda, İslamî yönetimlerin kullanılması da söz konusu olabilir.

    Kehanetler, çoğu zaman sonradan yorumlanır ama devlet büyüklerinin ağzından duyduğumuz, "Türkiye Cumhuriyeti'nin her zamankinden çok tehlike altında olduğu" görüşlerini de yok sayamayız.

    Kaynak: 16.07.2007, Milliyet Gazetesi
     
  12. batu1283

    batu1283 1.Sınıf Emniyet Müdürü

    1.719
    1.082
    0
    ALGI OPERASYONU NEDİR ?

    Algı operasyonu ifadesi son dönemlerde sıkça dillendiriliyor. Ne olduğu, operasyonun nasıl yürütüldüğü, nasıl etkiler oluşturduğu konusunda ise henüz derli toplu bir çalışma mevcut değil. Bugünden itibaren tefrika halinde yayınlayacağımız bu yazı dizisinde algı operasyonunun ne olduğunu ve nasıl yapıldığını örnekler üzerinden izah etmeye çalışacağım.

    İngilizce kaynaklarda “pereception management”, yani algı yönetimi olarak geçen kavram, daha çok iş dünyasında kullanılan teknolojinin, metin yazarlığının, gösteren-gösterilen dizgelerinin kullanıldığı, psikolojik yönlendirme sürecini ifade ediyor. Algı yönetiminin bir süreç olduğunu rahatlıkla söylemek mümkün. Türkiye’de ve dünyada ise bu süreç içinde ‘operasyon’ olarak tabir edebileceğimiz keskin hamleler mevcut.

    Türk Dil Kurumu, operasyon kelimesine karşılık olarak; dizi eylem, ameliyat tanımını veriyor.
    Kısaca Türkiye’de algı yönetimi içerisinde ani ameliyatlar yapılıyor ancak bu da tam olarak anlamı itibariyle iyileştirmeye dönük bir nitelik taşımıyor.
    İlk olarak ABD kaynaklarında rastladığımız algı yönetimi kavramı 1987 tarihli, Savunma Bakanlığı Askeri Terimler sözlüğündeki yerini aldı. Sözlükteki tanım aynen şöyle: “Duygu, düşünce ve nesnel düşünceyi etkilemek amacıyla dinleyiciye/dinleyiciden seçili bilgi ve göstergeleri işaret vermek, saklamak için yapılan eylemler.”

    Pek çok yönden algı yönetimi gerçeğin gösterimi, güvenlik operasyonlarını örtbas etmeyi, aldatmayı ve psikolojik operasyonları birleştirir.
    Algı operasyonunda kelimelerin yeri ve önemi çok fazla yer kaplıyor şüphesiz. Evet, kelimelerin etkisi parça tesirli bomba gibi olabiliyor çoğu kez. Ama buradaki püf nokta kelimeleri ince eleyip sık dokuyarak, yani büyük bir titizlik içinde kullanmak.
    Kitlelerin kendinden menkul düşünceleri olamayacağı varsayımı üzerinden yapılan bu ikna yöntemi, sosyo-psikolojik manipülasyon olarak da adlandırılıyor. Yani zaten çeşitli bağımlıklarla telkine açık hale getirdikleri insan topluluklarını, bir 'sürü psikolojisi' üzerinden, düşünülmesi istenen yöne doğru itme/yönlendirme çabası. Sözünü ettiğimiz ‘algı zerk etme’ yollarından bazıları meşru bir propaganda gibi görünse de esasen, yukarıda da sözü edildiği gibi manipülasyondan ibarettir. Asıl amaç kitlelere düşünmesi, konuşması için ödev vermektir.

    Propaganda ile algı operasyonu arasındaki temel fark ise bir cümle ile şöyle izah edilebilir: Propaganda kendini anlatma, kendinden menkul olanı kavratma, kendi vaatlerini duyurma iken, algı operasyonunda bunu yapabilmek için hasımlara karşı ahlaki-gayriahlaki argüman üretme, yöntem geliştirme ve aleyhindekini yıpratacak unsurlara başvurma söz konusudur.

    Adolf Hitler'in propaganda bakanı Paul Joseph Goebbels, Nazi liderlerine verdiği konferanslarda büyük yalanlar söylemenin, bunları sıkça tekrar etmenin devrimin en önemli aracı olduğunu dile getirmiştir. Algı operasyonlarını izah ederken de bunu not etmek gerekiyor. Sözünü edeceğimiz algı operasyonları yalandan, iftiradan bağımsız değildir.

    Sloganların uzun metinlerden daha etkili olduğunu bilmeyenimiz yoktur. Zira etrafa saçılmış bir dünya dolusu fikrin en sıkıştırılmış, en etkili hale getirilmiş hali ve zihinlerde kalıcı olması sağlanmış sözlerdir sloganlar. Ve her bir slogan büyük-küçük bir fikrin, bir paradigmanın özetidir. Örneğin “anı yaşa” diye bir motto kullandığınızda fark etmeden batılı paradigma içinde yerini bulmuş olan hedonizm/hazcılık fikriyle konuşuyorsunuz demektir. Bu sizi bireysel ya da kitlesel mazinizden koparacağı gibi istikbalinize ilişkin bir tasavvur oluşturmanıza da manidir. Sadece içinde bulunduğunuz an vardır bu düşünceye göre; onu en iyi şekilde değerlendirmek esastır. Bu da artık sıklıkla işittiğimiz “eğlenceli” bir tarz-ı hayatı ifade eder. Bir süre sonra sürüklendiğiniz yer, odağında eğlence olan bir hayattır artık. Bilinçaltına hitap eden reklamlar, 25. karede verilen mesajlar bir algı oluşmasına hizmet etmek üzere kurgulanırlar.

    Kelimeler silahlardan daha tehlikeli olabilir. Belli bir akıl, kelimeleri silaha çevirerek ve onunla karşıdakini, şuuraltını zedeleyecek biçimde vurarak amacına ulaşabilir. Maharet isteyen bu tehlikeli operasyonun olmazsa olmazları tek tek aşağıdaki gibi sıralanabilir. Başlıklar halinde değinmeye çalışacağım algı operasyonlarına ilişkin başlıklar birbirinden bağımsız olmadığı gibi verilecek örnekler de birden fazla başlıkta kullanılabilir niteliktedir.
    Meselenin anlaşılabilmesi için tespit ettiğim 15 maddeyi peyderpey paylaşacağız. Bu ilk bölümde ise sadece başlıkları sıralamakla yetinelim:
    1- ‘Ben’ merkezci kurgu
    2- Jargon farkı/yasaklı sözler
    3- Tekrarlanabilirlik
    4- Eşzamanlı göz ve kulak
    manipülasyonu
    5- ‘Kullan çek’
    6- Zamanaşımı ve konjonktürel algı
    7- Ad koyma/isnat etme/yaftalama/
    yeniden sıfatlandırma
    8- Bilimsellik zırhı ve istatistik veriler
    9- Meşruiyet oluşturma
    10- Magazinsel kılma
    11- Seçenekli dayatma
    12- Yok sayma
    13- Çelişkileri ve çatışma alanlarını
    farklılıklar bütünü olarak gösterme
    14- Ajite etme/acı yarıştırma
    15- Ters algı
     
  13. batu1283

    batu1283 1.Sınıf Emniyet Müdürü

    1.719
    1.082
    0
    Algı Operasyonu ilk önce genellikle ticari anlamda kullanılmaya başlandı daha sonrada askeri ve devlet yönetiminde kullanılmaya başlandı.Bir çoğunuz için hadi canım dediğinz olaylar veya dikkat etmeden sizi de etkileyen olaylar. Türkiye de şimdilik sadece bir ticari olay ve o konuda yapılan algı operasyonu ile neticesi hakkında bilgi vermek isterim. :)

    1989 yılı. Türkiye ilk defa pizza dükkanlarıyla tanışır.Türkiye’ye birkaç dükkan açarak pazarın nabzını yoklayan ünlü marka aldığı sonuçla şoka girer.Bekledikleri gibi olmaz. Boğazına düşkün olduğu için pizzayı seveceğini düşündükleri Türk tüketicisi, pizzayı sevmez. Dükkanlar kapatılır.Geri dönülür.
    1991 yılı. Murakami-Wolf-Swenson Productions’ın ürettiği bir çizgi film dünyada büyük ilgi görür. Yapımcı şirket Türkiye’deki bir özel kanala bu çizgi filmi teklif eder. Kanal şaşkındır, fiyat gerçekten olması gerekenin %10’udur. Adeta kapandaki peynir gibi duran bu teklifi kaçırmaz özel kanal. Yayınlanmaya başlar.Çizgi film Türkiye’de de çok tutulur. Oyuncakları, rozetleri, kartpostalları, defterleri ve kitap kapları ile müthiş bir pazarlama da beraberinde gelir.

    1994 yılına gelindiğinde çizgifilm dizisi milyonlarca çocuğu ve genci etkisi altına almıştır. Bu çocuklar tuhaf bir biçimde annelerinden pizza pişirmesini istemeye başlar. Türk anneleri pizzayı nasıl yapacağını bilmez. Talep gitgide artar.Derken pizza zinciri dükkanlarını yeniden aktif hale getirir, yeni dükkanlar açar.Çocuğu yemek yemeyen anneler mecburen pizza sipariş eder. Liseli, üniversiteli gençler arasında bir itibar nesnesi haline gelir. Türk mutfağının demode lahmacunu, pidesi terk edilmiş, gençler gruplar halinde pizza dükkanlarına gider hale gelir.
     
  14. batu1283

    batu1283 1.Sınıf Emniyet Müdürü

    1.719
    1.082
    0
    O çizgi filmi merak ettiniz mi :)
    Tesadüfen (!) pizza talebini patlatan bu çizgifilmi çoktan tahmin ettiniz değil mi?Bravo! O çizgi film “Ninja Kaplumbağalar”! O pizza zincirini de tahmin ediyorsunuzdur, onu da buraya yazmayayım.
    Şimdi o çocuklar büyüdü, çizgifilmi ilk izleyenler 30’larına geldi.

    İlk jenerasyon genç evli, yeni nesil aile oldu.Onlardan sonraki jenerasyon şimdilerde üniversite öğrencisi, ya yurtta ya da öğrenci evinde kalıyor. İlk jenerasyondaki evliler evde yemek pişirmek yerine sık sık şöyle diyor : “Pizza mı söylesek?”Bir sonraki jenerasyon da yurt odasına ya da öğrenci evine neredeyse her akşam pizza sipariş ediyor.
     
  15. batu1283

    batu1283 1.Sınıf Emniyet Müdürü

    1.719
    1.082
    0
    İşte algılarımız böyle yönetiliyor. 20-30 yıllık stratejiler çiziliyor, uygulanıyor.Bizim eğlenceli diye olarak izlediğimiz masum çizgifilmler, diziler, sinema filmleri birtakım fikirlerin beyinlerimize çok daha hızlı zerk edilmesini sağlayan katalizörlerden ibaret.Ve emin olun, bu bilinçaltı pazarlamacıları, bu algı sihirbazları bize sadece pizza yedirmiyor…!

    Bu sadece bir örnekti. Her Amerikan filminde Apple bilgisayarların görünmesi bugünkü Apple çılgınlığının temeliydi. Her filmde sabah işe giderken elinde Starbucks kahve ile koşturuyor olması bugün bir kahveye 15 lira ödüyor olmamızın müsebbibi.

    Afrika’da ayağında ayakkabı olmadığı için petşişe bağlayan Afrikalı gençlerin elinde içine su doldurulmuş Coca-Cola kutularıyla gezmeleri ve bununla sınıf atladıklarını düşünmeleri de yıllardır Coca-Cola’nın yaptığı “MUTLULUK” reklamlarının sonucu. Gerçekte mutlu olmayanlar içtikleri içecekten mutluluk akıtmaya çalışıyor işte, başka bir şey değil.

    Biz hatırlamayız ama babalarımızın hayranı olduğu Western (Vahşi batı) filmlerindeki karizmatik kovboyu. O kovboyun ağzındaki Marlboro sigarayı babalarımız bugün hala bırakabilmiş değil. Etkiye bakar mısınız?İşte bu yüzden unutmayalım; Bize sunulan görüntülerin, reklamların, film ve dizilerin %99’u bir amaca hizmet ediyor. İnanmadan, etkilenmeden, kendimizi kaptırmadan önce iki kere düşünelim.

    Bütün uyuyanları uyandırmaya bir tek uyanık yeter” diyordu Malcolm X,Uyanık olmayana pizzayı da yedirirler, kolayı da içirirler üzerine de bir sigara yaktırırlar. :)
     
  16. fveh23

    fveh23 Komiser

    237
    128
    0
    Bu dedigin hep subliminal mesaj dedikleri olay devrem...zaten amerika özelinde avrupa da dahil pek cok ulke filmlerde dizilerde kitaplarda kendi dinlerinin bayraklarının propagandasının yapılmasına vergi destegı sağlıyor...bunu niye yapıyorlar diye durup düsünmek lazım bence...

    SM-N9000Q www.polisforum.net mobil uygulaması ile gönderildi.
     
    batu1283 bunu beğendi.
  17. batu1283

    batu1283 1.Sınıf Emniyet Müdürü

    1.719
    1.082
    0
    Şu anda bize de yapılıyor arkadaşım hemde öyle konularda ve öyle mesajlarla iletiyorlar ki çoğumuz zaten gerçek açıklanınca veya farkına varınca hadi yaaa diyoruz.Subliminal mesaj filmlerde objeler ,cümleler,kitaplarda şekillerdeki küçük ayrıntılar verilmek istenilen mesajın 25. kareye yerleştirilmesi veya belleğe hitap etmesi gereken unsurun 18.dakikada söylenmesi bilinçaltına hitap eden kulağın duymadığı seslerin konuya yerleştirilmesi ..Benim kastettiğim normalde olumsuz bir olayın bazı kanallar kullanarak medya olabilir,diğer unsurlar olabilir olumlu ve faydalı gösterilmesi bu ülkemde de çok güzel uyguluyor .Ülkemden örnek vermek istemiyorum ama dünyada beyaz güvercin olayı var.İnsani yardım amacı ile halen Suriye de faaliyet gösteriyor.
     
  18. poliyilmazz

    poliyilmazz Komiser

    214
    168
    0
    o değil de aya gerçekten gidildi mi :)
     
  19. poliyilmazz

    poliyilmazz Komiser

    214
    168
    0
    yalnız seni tbr ediyorum bu kadar yazıyı buraya nasıl yazdın doğrusu bravo :)
     
  20. İstisna

    İstisna Polis Memuru

    68
    65
    0
    Konu sürükleyici 2 gecedir bunu okuyarak uyuya kalıyorum


    Sent from my iPhone using Polis Forum
     
    batu1283 bunu beğendi.